ANA SAYFA       Romandan ALINTILAR

 

ORG ve Tora Bora

İÇ DÜNYAYA ERİŞİM

 

MİSTİK DÜNYA

 

Edebiyat-Kitap-Roman-Anı

UÇAN HALI: Kitaplar uçan halı gibidir, fanteziler dünyasına uçurur. Yeni bir uçuşa hoş geldiniz! ORG ve Tora Bora.  Rüyalarla gerçekler arasındaki ince çizgiyi sorgulayan realist bir roman.DANSÖZ: Eminim ki bardakilerin hepsi İstanbullu değildi; kiminde poyraz, kiminde lodos esintisi var, kimi karayelden fırtına şeklinde kimi keşişlemeden geliyor. Yıldızdan ve gündoğusundan ışıldayarak parlak umutlarla ortalığı silip süpürmek için gelenler de var…  Burada esinlenmeyenlerden kıbleden üflenenlere gelince; onlar Beyoğlu'nu Beylerbeyi'ni peşinden sürüklüyor, Avcılar'ı takmadan Moda'yı altüst ediyor. BOMBA: Aniden kulakları çınlatan büyük bir gürültüyle herkes gibi ben de ayağa fırlamıştım. Çığlık çığlığa sağa sola koşuşturanlardan kimi oraya buraya çarpıyor, kafama asma tavandan kopan parçacıklar yağıyordu. Şaşkın bir vaziyette arkama bakmıştım. Hemen arkamdaki masa boş, onun arkasındaki masanın mermer levhası paramparça olmuş ve masa başında dikilen bir adam sanki elinde bomba patlayan sessiz film kahramanı Charlie Chaplin gibi elbiseleri parçalanmış halde bana bakıyordu; göz göze gelmiştik. Birden karnından kanların boşaldığını ve karnının parçalanmış olduğunu fark ettim.LODOS: Dışarısı hafif yağışlı, esen lodos denizi kabartıyor, güneyden gelen koca dalgalar yüze indirilen birer şamar gibi ardı ardına sahile çarparken bizler yüzümüzü bir bara çevirdik. HAYKIRIŞ: Ertesi gün öğlen köyden çıkıp bu kez başka yöne doğru küçük bir patika yolu izleyerek yürüdüm, sonra patikayı terk edip dağlara yöneldim. Kimsenin beni göremeyeceği, bağırdığım zaman kimselerin duyamayacağı yerlere doğru ilerledim. Bir hayli, yarım saatten fazla yürüyerek bir uçurumun kenarına geldim. Aşağıdaki vadiden bir dere akıyor, vadinin diğer yanı yine sarp kayalık. Kuşların bile uçmadığını görünce haykırmaya başladım, avazım çıktığı kadar, isyan edercesine bağırıyorum, istediğim her şeyi bağırarak söylüyorum ve beni kimse duymuyor, Tanrı’dan başka.MEZAR TAŞI: Aşağıdan, bodrumdan sesler işitip oraya doğru gidiyorum. Merdivenlerden indikçe etraf daha da kararıyor ve gelen ses daha da netleşiyor. Bu bir müzik sesi. Müzik nereden geliyor diye etrafı araştırırken orada bir mezar olduğunu görüyor, gittikçe yaklaşıyorum, müzikal sesler mezardan geliyor.ZAMAN AYNASI: O cansız kaya parçaları kim bilir daha kaç medeniyetin bakışlarını üzerinde toplayacak ve sonra yansıtacak; bir zaman aynası gibi. Küçükken bazen kayalara bakınca onları gözlerimle birer insan veya hayvan şeklinde biçimlendirmeye çalışıyor ve onları görüyordum, küçücük bir bakış koca kayaları şekillendirmeye yetiyordu. KURTLAR: Düz patika yoldan ırmak boyunca kasabaya doğru ilerlemeye başladık. Karanlık iyice çökmüştü ve hafif kar yağışı altında üç saatlik daha yolumuz vardı. Ancak kar beyazı yeterli görüş mesafesi sağlıyor, kurtların kokusunu alan Cingöz arada bir hırlayıp huysuzlaşarak onların yakınlarda olduğunu bize bildiriyordu. Bir süre sonra nihayet göründüler, bizi izliyorlar.MAĞARA: Yeterli miktarda yakacak toplanmıştı. Akşam yaklaştıkça hava giderek soğuyordu, içeride yatacak yerlerimizi hazırlarken mağaranın önünde yaktığımız ateşi odunla beslemeyi ihmal etmiyorduk. Bizden başka kimseciklerin olmadığı bu sessiz sedasız yerde basan karanlığın ardından çay demleyip içmek, ateş etrafında kelimeleri döndürmek, gevezelenmek insana haz veriyordu.BAHÇE: …Eve giriyoruz, Murat evin diğer tarafından çıkıyor, ileride alçak bir duvar, dar bir kapı ve duvarın arkasında karanlık bir bahçe. Murat bahçeye doğru gidiyor, arkasından; “Hayır, hayır, o bahçeye girme, orası başkasının bahçesi, hemen geri dön!” diye bağırıyorum.SİSLER İÇİNDE: Çıkıp gözlerimle onu aradım. Sis çökmüş sokağın yukarısında elli metre kadar ötede sislerin içinde öylece duruyordu. El edip çağırdım, tepki göstermedi, ona doğru yürüdüm, geri geri gitmeye başladı, hızlandım, o da hızlandı, koştum, o da koşuyordu, tazı gibi koşarak sokağın köşesini döndü. Köşeye vardığımda kaybolmuştu.GÜL KOKUSU: Muhteşem kadın gözlerimin önünde bir soru işareti gibi kıvrılıyor, gizemli bir güzellik, her güzel kokunun da bir sırrı olduğu gibi; gülün o kokusunu nereden aldığını bilen var mı?PİYANO: Hep üstteki eski komşularım gece nağmeleri yapacak değildi ya! Bu akşam beste yapma, geceleyin piyanonun tuşlarına hafif ve okşarcasına dokunarak besteyi müziğe dönüştürme sırası bende; önce ruhları derinliğine kadar etkileyecek, tüyleri diken diken edecek hafif, sonra başları döndürüp sallayacak, vücutla¬ra kıvraklık getirecek çılgın bir müzik.ÖFKE: Onlar mutlaka birilerine kötülük etmeliydiler, çok sayıda başka insanlar gibi. Acaba böylesi insanların içi niçin kötülüklerle dolu! Zayıf insanlar kötülük yaparak mı kendilerini kanıtlamak istiyor? Belki de kötülük onların yiyecek ve içecekleri, onlar için bir gıda. İllaki bir kötülük yapacak ve bununla kanlarını besleyecekler, aksi takdirde kansızlıktan veya gıdasızlıktan ölür bunlar.HAYDUT: Bence iki türlü soygun var, birincisi medeni soygun; bu silahsız olanı. İkincisi demode soygun; bu silahlı olanı ve bunu yapanlara haydut deniyor. Birincisi gün ışığında, ikincisi karanlık gecelerde oluyor.KÖYLÜ KIZI: Köylü kızlarını bilirim, tabiatın güzelliğini yansıtırlar, kanları da yayla havasıyla temizlenir. Dağlardan kıvrılarak akıp gelen bir içim su gibidir onlar. BOMBARDIMAN: Bombardıman uçakları, bombalar, savaşlar, ordu üzerine gönderilen sığır sürüleri vesaire… Olayların bir numaralı şüphelisi Usame bin Ladin. O, her yerde aranıyor… ABD’li yetkililer, Papa Kazakistan’dan ayrıldıktan sonra Afganistan’da bombardımana başlayacaklarını söylemişlerdi.DEDEKTİF: Geceleri hafiye gibi iz peşindeyim, ne yazık ki pipom eksik, onları gündüz satmıştım.KARA KUTU: Bazı olayları kara kutular aydınlatıyor; onlar gecelerin radyoları…RUHLAR: Öte tarafa gitmemekte ısrar eden bazı ruhların sebepleri olsa gerek, hele söz konusu henüz bebekliğine bile doyamamış bir canlının ruhuysa. ASKER: Bir tabur Amerikan askeri yürüyüşte, başka silahlı askerler onları koruyor. Silahlı korumalardan biri yanıma gelip benimle konuşuyor, Türkçe konuşuyor. Ona Türk olduğumu söylediğimde Türk’e benzemediğimi ve inanmadığını belirtiyor. “Afganistan’dan geliyorum,” diyorum. Saati soruyor, on iki olduğunu söylüyorum, sonra; “Halen Afganistan yerel saati, Türkiye saatine ayarlamayı unutmuşum,” diyorum.HAYALET: Bunlar gerçekten gelecek mi? Biriyle konuşmalıyım; fakat kiminle? Çalkantılı bu dört duvar arasında sadece dümensiz bir hayalperest ve etrafında yalpalayan bir de hayalet var. KİTAP: Mistik Dünya. Öte tarafın kötüleri ve kahramanları.Die Radios der Nächte. Kahve molası